Ahi Anne'nin ağzından Karagüllü Ailesi'nin hayatı Site Ekle
GÜNCEL:
31 NUMARALI REKLAM ALANI
Ahi Anne'nin ağzından Karagüllü Ailesi'nin hayatı
 KTV ekranlarında yayınlanan Hayatın İzinden programı konuğu Ahi babamız, mümtaz şahsiyet merhum Mustafa Karagüllü’nün eşi İsmet Sevinç Karagüllü annemiz oldu.
Ozanlar diyarı, evliyalar diyarı, aşıklar, bozlaklar diyarı olan Kırşehir’ bir de Ahiler diyarı deniliyor. Ahilik kültürünü Kırşehir’e ve Devlet erkanına 1960 yıllarında Ahi babamız Mustafa Karagüllü tanıtmıştır. 
Efendim Ahi babamızı nasıl tanıtırsınız?
İnsanın çok güzel anıları olduğu gibi çok kötü anıları da oluyor. Bugün ben çok güzel anılarla çok kötü anıların ikisini birlikte yaşıyorum. Şuan da eşimin yanımda olupta bu programı birlikte yapmayı çok arzu ederdim. Ama ne yazık ki kısmet bugün tek başıma program yapmakmış. Son zamanlarında eşimin sağlığının her geçen gün kötüye doğru gittiğini hissetmiştim. Bir de ben eşime her şeyi bir kere söylerdim ikinciyi asla söylemezdim. Onu tamamen kendi fikrine bırakırdım. Ve kendisine Mustafa Bey dedim Allahın mucizesi çok büyük belki bir anda yürüye bilirsiniz. Yürüye bildiğiniz an kütüphaneye beraber gideriz, yürüyemediğiniz an sizden ben bir şey rica ediyorum ben bu kütüphaneyi yaşatmak istiyorum o nedenle de izin verirseniz gidip açayım dedim. Çünkü biz karşılıklı Mustafa Beyin durumunu biliyorduk fakat tiyatro oynuyorduk. Bana o vakit istediğinizi yapa bilirsiniz demişti. Eğer bugün ben bu cümleyi Mustafa beyden almış olmasaydım bugün bu kütüphanede bu programı yapamazdım. Dün de bir ajans vardı ve açık olarak söylüyorum. Ben eşimi ölene kadar yaşatmak istiyorum. 
Yakın bir zaman da Kırşehir’den ayrılıyorum. Benim bütün ailem İstanbul’da yaşıyor. Hatta eşim beni buraya 2 yıllığına getirmişti.En az eşim kadar üzüldüğüm ve rahmetle andığım Avşar Cihan bey gazetede şöyle bir başlık atmıştı. Ahi Baba Gönül Hırsızı diye. Çünkü evlendiğimizde beni 2 yıllığına getirdi. 2017 yılında biz 34. Yıl dönümümüzü kutladık. Fakat eşim o ara çok rahatsızdı. 5 Mayıs 1984 yılında evlendik. 17 Mayıs 2018’de eşimi kaybettim. Eşimi de hiçbir zaman üzmeyi istemezdim. 5 Mayıs’ta hayattaydı. Her sene bir yerde bir pasta keser ve bir lokantada bir yemek yerdik. Bu günümüzü kendi çabamızda kutlamaya çalışırdık. Mustafa bey o gün üzülmesin diye birkaç gün önce evlenme yıl dönümümüzün olduğunu söyledim. Fakat üzülecek diye bir pasta alıp gelmedim çünkü yatakta o pastayı kesecekti ve üzülecekti. Onun üzülmesini istemediğim için kutlamamızı yapmadık. Mustafa bey kendine has bir beydi ve yaşamı boyunca hiçbir buyruk altında yaşamayan bir beydi. Gerek çalışma hayatında gerek benimle 34 yıllık evlilik hayatımızda ben eşime bir gün baskı yapmadım. Benim düşüncem Mustafa bey istediği gibi hür yaşasın kimin ne vakit öleceği hiç belli olmaz. Hatta eşim bana demişti ki inşallah ikimiz aynı gün ölürüz. Hatta bende ona bir şaka yapmıştım peki Mustafa bey ama benim ne suçum var niye ben 14 yıl eksik yaşayım. İsmetçim ben Allah ile mukavele yaptım ben 100 yaşına kadar yaşayacağım derdi. Ama ne yazık ki doksan yaşına 6 ay kala ben eşimi kaybettim. Eşimi kaybetmiş olmak tabi ki bende derin duygular, derin düşünceler yarattı. Ama ben şunu düşünüyorum. Bir aile reisinin eşine ve çocuklarına bıraka bileceği en büyük miras Mustafa beyin bıraktığı gibi isim. Para pul maddiyat benim için hiç önemli değil. Herkes şunu diyor sizin maddi durumunuz çok iyi olduğu için problem yaşamıyorsunuz. Maddi durumumuz iyi olmasaydı bile yine ben aynı düşüncede olurdum. Ben şu düşüncedeyim lüks bir hayat yatlarda katlarda yaşayacağınıza daha mütevazi bir hayat yaşarsınız. Ama mühim olan siz bu dünyadan ayrıldıktan sonra eşinizde bu dünyadan ayrıldıktan sonra bırakacağınız isimdir. 
Bugün Mustafa beyin 51. günündeyiz ve hala ben Mustafa beyden övgü dolu sözler işitiyorum. Bu sözler beni o kadar manen doyuruyor ki. Hayatta bundan başka benim istediğim bir şey yoktu. Hayatta Mustafa beyle mutlu bir yaşam ve hiç olmazsa kısa bir dönemimizi İstanbul’da geçirmekti. Kısa zamanda ne yazık ki beraber geldiğimiz İstanbul’dan ben tek başıma dönüyorum.  
Efendim Mustafa bey ile nerde karşılaştınız?
Efendim ben 42 yaşıma kadar İstanbul’da yaşadım. Köken olarak ağalardan Mustafa Ağa’nın torunu oluyorum. Annemin babası o dönem savcısı idi. Fakat şuanda annem hayatta olsaydı 105 yaşında olacaktı. 110 sene önce ananem ile büyükbabam evleniyor. Avanos’a tayini çıkıyor. Orada savcılık görevine devam ediyor. Oradan Boğazlayan’a tayini çıkıyor ve annem dünyaya geliyor. Annemin babası ve annesi ile yerleşik bir hayatı Kırşehir’de olmamış. Ama köken olarak ağalardan Mustafa Ağa’nın torunu oluyorum. Çok yakın bir annemin akrabası Kırşehir’de öğretmen Melek Naci Akanay isminde eskiler bilirler. Melek hanımın erkek kardeşi Necati Müftioğlu Mayıs ayında buraya bir müzisyeni dinlemeye geliyormuş ve o zamanlar Mustafa beyde eşini kaybetmiş. Mustafa bey çok güzel sofra kurarım derdi ama sofra dizaynında farklı düşüncelerdeydik. Mütevazi bir sofrayı tercih ederdi. Bir güveç yanında da peynir, kavun ve yanında da bir duble rakı Mustafa beyi en çok mutlu eden bu sofra olurdu. Yine böyle bir sofra kurmuş. Necati Müftüoğlu ile karşılaşıyor. Necati beyi,  Mustafa beyin bu tavrı, sevecenliği, hoşgörüsü, nezaketi çok hoşuna gitmiş ve o anda ben aklına geliyorum. Fakat ben bu beyi yılda bir kere bile görmem. Ama kız kardeşi ile annemin devamlı bir münasebeti vardı ve eve gidiyor eşine söylüyor. Eşi de d,yor ki madem bu kadar beğendiniz önce benim akrabam il tanıştıralım benim akrabam olmazsa İsmet’e söyleyelim diyor. Mustafa bey ile o hanım efendiye gidiyorlar fakat ben bir kere sordum Mustafa bey neden olmadı neden siz bana geldiniz, siz mi reddettiniz yoksa o hanım efendimi sizi reddetti? Mustafa beyde İsmetçiğim bu konuyu bahsetmeyelim dedi. Bende bir daha bu konunun üstüne düşmedim. İki gün sonra Mustafa bey Necati beyin ölüm haberini alıyor. Necati beyin eşi devamlı annemi arıyordu. Necati beyin bıraktı yolda ben devam etmek istiyorum. İsmet ile Mustafa beyi tanıştırmak istiyorum diye. Ve bir öğretmenler günü 24 Kasım 1980 yılında Mustafa bey bizim eve ziyarete geldi. Ben zaten 42 yaşıma kadar yazları Heybeli Ada’da kışları Bağdat Caddesi, Kadıköy’de sinemada çok lüks bir hayatım vardı, evlenmeyi hiç düşünmüyordum. O sırada amcamı kaybetmiştim. Annem benim razı olmayacağımı bildiği için ufak bir yalan söyledi. İsmetçim bugün amcan için biri taziyeye gelecek. Bende dedim ki annecim bizim evde erkek yok. O yüzden bir beyin amcam için taziyeye gelmesi hiç hoş değil neden kabul ettiniz etseydiniz. Gelen hanım efendiyi kıramadım dedi. Sonra Mustafa bey ve Zehra hanım geldiler. Gider gitmez annemi arayıp benimle evlenmeyi arzu ettiğini söyledi. Anne sakın ha  mümkün değil dedim. Ben bu yaşıma kadar İstanbul’da yaşadım. Ben orta okulu Taş Mektepte yani Bakırköy Orta Okulunda okudum. Tarık Akan sonradan o okulu satın almış. Ben evlenmiş ayrılmış çocukları ve torunları olan bir beyle asla düşünmem çünkü benim o kadar güzel bir yaşantım vardı ki. Benim adım zaten İsmet İnönü’ye ithaf en konulmuş. Heybeli adada ben çok İsmet İnönü ile denize giriyordum, eğleniyordum. Benim arzu edipte yapamadığım kendi aile hayatım içerisinde hiç bir şey yoktu. Ve dayım dedi ki anneme ikisi de yaşını başını almış koskoca insanlar bir araya gelsinler konuşsunlar. 24 Kasım da Mustafa bey bizim eve ziyarete geldi. Annem dedi ki bir çıkın. Anne dedim güven vermekte çok ayıp olur. Çünkü ben istemiyorum dedim. İsmetçim dedi ne olursan bir çık dedi. Bağdat caddesinde bir yerde oturduk. Mustafa bey bana ben sizi İstanbul’dan gelin götürmek istiyorum dedi. Ben hemen o an aniden mümkün değil dedim. Çünkü benim yaşamım İstanbul’da geçmiş. En çok iki seneliğine sizi götüreceğim dedi. İki seneden fazla değil dedi. (devamı bir sonraki yazımızda)  
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

Hatalı Sürücüye Kırmızı Düdük”
Vali İbrahim Akın, İçişleri Bakanlığımızca başlatılan “Bu Bayram Ben De Trafik Polisiyim, Hatalı...

Haberi Oku